Haber Detayı
24 Temmuz 2019 - Çarşamba 15:18 Bu haber 667 kez okundu
 
Saygı ve Özlemle Afife JaLe
KÜLTÜR-SANAT Haberi
Saygı ve Özlemle Afife JaLe

  Tiyatroya gönül vermiş, hayallerinin peşinden koşan ve ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen, sahneye çıkmış ilk Türk Müslüman kadın, Afife Jale’nin hayat hikayesidir.

Afife Jale… Türk Tiyatro Tarihi’ne adını altın harflerle kazıyan ilk Türk Müslüman kadın ve evet, acı dolu bir yaşamın ardından gencecik yaşta ayrılmış dünyadan. Yine de “Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!” diyerek belirlemiş hayattaki yerini.

Herkesin doğru kendine doğru! Belki de okuduğunuzda ona kızacak çok yer bulacaksınız; ama önce insanın iç sesi, sonra da yaşadığı dönem ne çok şeyi etkiliyor. Kim bilir belki “Ben olsam…” diyeceksiniz pek çok yerde.

Bugün kendi yolunu kendi çizen, yok olacaksa da bir köşeye çekilmesini bilen Afife Jale’nin ölüm yıl dönümü. İlklerin yeri hepimizin hayatında olduğu gibi toplumda da özel elbette ve tartışmasız Onun yeri de çok özel.

O halde ruhun şad olsun, Afife Jale…

Afife Jale'nin  hayatı 

 

Çocukluğu ve eğitim hayatı

  Afife, İstanbul Kadıköy’de, 1902’de, Methiye Hanım ve Hidayet Bey’in üç çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Orta halli bir ailenin çocuğuydu. Doktor Sait Paşa’nın da torunuydu. Kardeşleri Behiye ve Salah’tan ayrı bir çocuktu Afife; kendi başına buyruk, hayalleri peşinde koşmaya çok erken başlayacaktı.

Afife’nin çocukluk hayallerini hep tiyatro süsledi. İstanbul Kız Sanayi Mektebi’nde eğitim görüyordu; ancak aklı yine tiyatrodaydı. Ancak Türk ve Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktı. İşte tam da böyle bir zaman diliminde 10 Kasım 1918’de, Darülbedayi’nin tiyatro kursları için açtığı sınava girdi.

Yasak hala devam ediyordu. Ancak Darülbedayi, Müslüman kadınların sadece kadınlara özel gösterilerde yer alacağı gerekçesiyle açmıştı bu sınavı. Elbette hayallerinde tiyatro sahnelerinden inmeyen Afife, bu sınavı kazandı. Darülbedayi’ye kabul edilen 5 Müslüman kadından biriydi…

Her şey hayallerine ulaşmak için

  Afife, sınavı geçen diğer kız arkadaşıyla beraber stajyer kadrosuna alınmıştı. Ancak bir süre sonra arkadaşlarından üçü, nasıl olsa hiçbir zaman sahneye çıkmasına izin verilmeyeceği gerçeği düşüncesine daha fazla dayanamadılar ve kursu bıraktılar.

Geride Afife ve Refika kalmıştı. Refika, suflör; Afife de mülazim artistlik (stajyer oyuncu) kadrosunda devam etti. 1920’ye kadar oyunların provasına katıldı, ancak hiç sahneye çıkamadı.Daha yeni başlamıştı. Amacına kolay ulaşamayacağını biliyordu. Nasıl kolay olsundu ki? Daha önce hiçbir Müslüman kadını sahnede izlememişti. Ama yine de inanıyordu. Bir gün o sahneye çıkacaktı…

Afife Jale’nin doğuşu


Afife, sabırla o anın, kendisine bahşedileceği günü bekliyordu…

  Hüseyin Suat, “Yamalar” adlı oyunu sahneye koymuştu ve “Emel” karakterini Eliza Binemeciyan adlı bir yabancı oyuncu oynuyordu. Oyunun 13 Nisan 1919’da Kadıköy’deki Apollon Sineması’nda ilk gösteriminin yapılması bekleniyordu. Sonra bir gün Eliza’nın Paris’e gitmesi gerekti ve onun yerini dolduracak bir kadın oyuncu arayışına düşüldü. Bir sınav düzenlediler; sonsuz arzusu ve yeteneğiyle bu sınavı kazanan kişi elbette Afife idi.

Jale takma adını kullanarak ilk kez sahnedeydi Afife; göz dolduruyordu. Performansının ardından insanlar neredeyse avurtları çatlayıncaya kadar alkışladılar onu. Gerçek bir sanatçı olmak için ilk adımını atmıştı. Başarmıştı Afife. Tarihe geçecekti; Afife, sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadınıydı. Artık Afife Jale olarak tanınacaktı…

Afife, bu geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil’e şöyle anlatacaktı: “Hayatımda mesut olduğum ilk gece… Sanatın ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içindeyim. O piyeste (Yamalar) güzel bir sahne vardır; ağlama sahnesi… Orada taşkın bir saadetle gerçekten ağladım… Alkış, alkış, alkış… Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Perde tekrar kapandı. Muharrir (Hüseyin Suat Bey) kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdu, alnımdan öptü: ‘Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin’ dedi.

Kaçmak ve kovalanmak arasında bir yerde


Ancak bu sancılı bir sürecin başlangıcı da demekti aynı zamanda. Şimdi yeni bir ritüeli vardı Afife’nin; kaçmak ve kovalanmak…

  Ertesi hafta Şehir Tiyatrosu ilk kez polis tarafından basıldığında Afife “Tatlı Sır” oyunundaki rolü için sahnedeydi. Polisleri çok erken fark eden Ermeni bir oyuncu, Kınar Hanım, onu aldı ve bahçeye doğru kaçırdı. Bu ilk seferdi ve kurtulmuştu. Ancak belli ki son olmayacaktı. Bu baskınlar devam etti.

Tiyatro bir kez daha basıldığında Afife bu kez “Odalık” adlı oyununu sahneliyordu. Çok mutluydu. Ancak dönemin şartlarının gerekliliğine ters düşen bir mutluluktu onunki. Bu kez de makine odasına kaçırılarak kurtarıldı Afife.

Ancak bu işin peşi bırakılmadı. Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) devreye girmişti. Art arda düzenlenen ilk baskınlardan kurtulsa da, Afife, son baskında yakalandı. Babası da bu süreçte kızını kendini düşürdüğü durum sebebiyle evlatlıktan reddetti. Onun “kötü kadın” olduğunu düşünüyordu. Dönemin kültürel şartlarına bakılırsa, aslında tam da Afife’nin beklediği gibi davranıyordu herkes. Zaten ona destek vermeyen babası da onu şimdi tamamen terk etmişti işte.

Afife zor günlerin onu beklediğini bilse de üzülmüştü. Bu üzüntülü günlerin en elim hediyesi şiddetli baş ağrılarıydı…

 

Darülbedayi’den ayrıldı

  27 Şubat 1921’de, Dahiliye Nezareti’nin bir buyruğu ile belediye, Darülbedayi’nin yönetim kuruluna 204 sayılı bildiriyi gönderi: “Müslüman kadınlar kesinlikle sahneye çıkmayacak”.

Bu bildiri sonunda Afife’nin ücretli görevine son verildi. Ne parası ne de kalacak yeri vardı ve gözü hala tiyatrodaydı. İçinde bulunduğu durumun ayırdına bile varamıyordu. Sanki kanının akmasını sağlayan, ona iyi gelen tek şey sahnede olmaktı ve ne yapıp edip bunun bir yolunu bulmalıydı.

 

Türk kadınlarına sahneye çıkma izni


  Yaşadığı sıkıntılar onu çıkmaza soktukça baş ağrısı da giderek artıyordu. Doktoru morfinle tedaviyi uygun gördü ve Afife tedaviye başladı. Ancak bir süre sonra morfin onu ele geçirmişti; Afife, artık bir bağımlıydı.

Birkaç yıl sonra Burhanettin Tepsi Kumpanyası ile Anadolu’da sahneye çıktı. Ardından Fikret Şadi’nin Milli Sahnesi’yle birçok şehirde temsiller verdi.

Ancak hala özgür değildi tabii. 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle değişenler arasında Türk kadınlarının sahneye çıkma yasağının ortadan kaldırılışı yazıyordu. Artık özgürdü Afife. Çekinmeden, korkmadan hep tiyatro yapabilirdi.

Ama bir yandan morfin bağımlılığı da devam ediyordu. Afife’nin sağlığı giderek bozuldu ve bu durum, onu en sevdiği şeyden uzaklara itmeye yetmişti. Bu bir savaşın hazin sonu gibiydi…

Afife, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedaviye alındı.

 

Büyük aşk – ilk karşılama

Afife, 1928’de, Selahattin Pınar ile “bir bahar akşamı”, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki Hafız Burhan konserinde karşılaştı. Selahattin Pınar, Hafız Burhan’a tamburuyla eşlik ediyordu.

İkisi de henüz 25’inde gencecik insanlardı ve ilk görüşte aşk sözcüğünün tam karşılığını yaşıyorlardı. Birbirlerine şöyle bir baktılar, “Daha önceleri neredeydiniz?” dediler ve evlenmeye karar verdiler.

1929’da evlendiler. Ancak bu evlilik, Afife’nin morfin bağımlılığı yüzünden 1935’te bitecekti.

 

Kaynak: Editör: İlker Özcan
Yorumlar
Haber Yazılımı
Kişisel verilerinizin işlendiğini ve saklandığını 6698 sayılı KVKK Md.10 aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafınıza bildirmek isteriz.